www.leylihazan.blogcu.com ''Lâşey'' - Blogcu



Lâşey

4/10/2009 - Sevdim


 

Kimsenin çözemeyeceği bir karmaşada tanıdım seni

Bir savaş alanı gibi

Hesabı yoktu ki attığım adımların o vakit

Hesap tutmadım

Nerden bilirdim seni seveceğimi

 

Sonra gittim

Korktum,

Kaçtım,

Uzaklaştım iklimine

Öylesi imkansızdı ki bana kalbin.

Gittim

Yine de

Seni sevmekten vazgeçemedim

 

Sevdim seni

Bir kar sabahı üşümüşlüğümde sevdim

Nefes nefes çektim ciğerlerime hasretini

Ve yalnızlık kokan gecelerde muhabbetini özledim

 

Sevdim seni

Bir çocuğun yosun yeşili gözleriyle gülümseyişinde sevdim

Güneş doğdu kalbime o an

Ve yağmur sonrası taşı yosun sarar ya hani

Ya da deniz dibi kayalarını

İşte o yosun yeşili gözlerinde bir çocuğun, hüzünleriyle sevdim

Yüreğini ıslatan…

 

Baktığım her masum yüzde seni görüyorum

Gün bitiyor apansız

Güneş doğuyor derken…

Yaşamın girdabında devinirken zaman

Ben her gece hasretinle ölüp seni doğuruyorum sabaha

Seni demleyip yüreğimin ateşinde

Seni içiyorum çay niyetine

Sonra içim üşüyor

Yokluğun içime düştüğünde

 

Zemheri soğuklar yüzüme haykırırken suç(luluk)larımı

Getirirken rüzgar bir kış ikindisi anılarımı gönlüme

Ellerimi,

Yüreğimi,

Aklımın her zerresini ve dahi

Kirleten yaş(l)anmışlıklardan seninle arınıyorum

Seninle yunuyor seninle yıkıyorum ellerimin kirini

 

Hadi dök ibriğini yüreğimin ellerine !

 

Sevdim seni

Coşkun akan nehirlerde sevdim

Denizlerin ıssızlığına baktığımda huzurunu

Ve her dalga çarptığında içimin kıyılarına

Öfkendeki haklılığı sevdim

Hep adındı düşen kumsalıma

 

Kurak çöllerin susamışlığında sevdim seni

Ve suskunluğunda yandım alev alev

Bir söz düşürdüğünde kalbime

Suya kanan toprak gibi sevdim

İnceden yağan bir yağmur gibi sızdın içimin yangınlarına

 

Gök/yüzümden düşen yağmur gibi sevdim ben seni

Mevsimlerin nasıl değiştiğini izlerken penceremden

Kalbimde hiç değişmeyecek olmanı düşündüğüm için sevdim

 

Sevdim seni

Bir şarkının tekrarlanan nakaratında

Bir film karesinin etkisinin yüzüme yansımayan perde arkasında

Ve bir şiirin yarım kalan, yüreğimdeki boşluğu sızlatan mısrasında sevdim

Sonra seninle tamamladım şiirleri

 

Okuduğum her kitabın satır aralarında sen vardın

Sen vardın kokladığım çiçeğin rayihasında

En çok ‘’gül’’ derdim ben sana

Kokunu içime çekerdim.

Kader kedere bürüdüğünde rüyamızı

Ben sana yine ‘gül’ dedim

Gülemedim…

 

Yine de sevdim seni

Sigaramın dumanına karışan hayallerimle sevdim

Nakış nakış içime işledim de

Sonra palazlandım yokluğuna

Acıdı içim

 

Nedensiz değil sevgim

Bitecek gibi de değil

Ben sende huzuru sevdim

Hüznü

Suskunluğu

Cümle kurmayı sonra

Ağlamayı,

Gülmeyi,

Özlemle beklemeyi

Tezatları,

Tekrirleri…

Yüreğimin yetiştiği her şeyi sende sevdim

 

Seni

Sevdim…

 

 

Lâşey
Ekim 2009

 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/9/2009 - Bir Hüzün Anaforunda ‘Eylül’



Eylüldü

Şehrin ıslak kaldırımlarına takıldı gözlerim

İçimde anlamını yitirmiş kırık dökük demlerden

Son kalan sızıyla çırpınıyor sözlerim

Bir kuşun kanadında yolluyorum hatıraları

arşa yükselirken içimin sâlâları

öldün, öldüm, öldü sevda

toz duman pişmanlıklarımın enkazında

 

ben, gecenin boynuna asılan yalnızlık

birkaç düş kırığı, biraz kül yangın sonrası

hücrelerimde demlenir yılların sancısı

yalancı bir cennet gülüşü taşır dudağım,

içimde umutları eritirken nârım

anlayamam, anlatamam neden bu karmaşıklığım

 

Eylüldü

alnımdaki yazgıyı okuyacak harfleri çözemedim

sökemedim bağrımda asılı duran âhları

dilimde tükenirken kelimeler

içimin dilbazlarına söylettim inşirâhları

 

Dizboyu yalnızlık bu eylül

pişmanlık,

biraz gözyaşı yağmur sonrası

rüzgarda savrulan aşina bir hüznün anaforunda

inceden bir sızı

 

çıldırtan bir isyan kol geziyorken damarlarımda

baş kaldırıyorken di’li geçmiş zamanlara

susarak çıldırmanın adı Eylül

 

yağmurla yıkanırken tüm sokaklar

yıkanmayan günahlarımın ertesinde

bir ölümün arifesinde

acıyla kavrulmanın adı Eylül

 

Ah hüznümü ıslatan şehir !

İçimin sayhalarına ses ver yağmurunla

Ki yıkansın pişmanlıklarım

Dökülsün,

bu eylül rüzgarıyla



Lâşey
Eylül 2009

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/5/2009 - Gittin ya Zülâl; kan ağlayacak gözlerim yokluğuna



Yine kalabalık bir yalnızlıkta Zülâl

Gözlerim seni arar

Harf harf öğret yeniden alfabeni

Konuş hadi !

Yokluğumda mimlediğin tüm sözleri savur şimdi !

 

Ah Zülâl

İçime (b)ak!

Esrik bir tat bırak dimağımda

Damarlarımdaki zehri temizle

Üryan bir gecede gök devrilirken üzerime

Saçlarımın siyahına dağıttığım yıldızlardan bir gökyüzü iç

Ve yağdır sözlerini cümle cümle üzerime

 

Ne çok beklenensin Zülâl bilir misin ?

Nasıl özledim sözlerinin yağmurlarında ıslanmayı

Ve gözlerinin çölsü yalnızlığına bedevi olmayı

 

Ah Zülâl

İkliminden bir cemre düşerken zemheri soğuklarıma

Nasıl tutuşmasın yürek

Odamın duvarlarında kol gezen karabasan yalnızlık

Nasıl dağılmasın sesine

Bir ses ver yeterki Zülâl

Bir harf fısılda sessizliğime.

 

Biliyorum Zülâl

Sözlerini savursan rüzgara

Metruk sokaklarıma dökülür harf harf aşk

Lisanının esrarı bir bende çözülür, bilirim

Yeterki sen bir çağır Zülâl, gelirim!

 

Sana git demedim ki ben.

Ama kal da diyemedim işte

Oysa ne çok isterdim soluğunda ısınıp

Cümlelerinden kalbine yol almayı

Ve gözlerinde Zülâl, boğulmayı...

 

Sen şimdi isyanlar dolayıp diline

Ve kara bavullara kazıyıp adımı gidiyorsun

Adım adım yol alıyorsun yokluğuma

Oysa bir lahzaydı benim aradığım secdegâhıma

Yirmi dört saatlik ömrümde beş vakittin Zülâl

Ötesi yok(tu)!

Duaydın cehennemsi yalnızlıkta miracıma

 

Kızgın çöllerden geçtim Zülâl

Ayaklarıma değdi ateş, basamıyorum

Dahası yorgunum

En çok kendime kızıyorum

Yolları tükettim Zülâl

Şimdi yüzümün kıvrımlarında dolanıyorum

 

Gördün mü bak

Her yolun bir sonu var(mış)!

Aynalarda her gezdirdiğimde suretimi

Yüzümün çizgilerinden ölüme yürüyorum.

Ölüyorum Zülâl

 

Bakınca susuzluğumu giderdiğim bir nehirdi ya gözlerin

Cennetten akan dünyama.

Yıka beni şimdi her bakışında

Ki gömülsün gözbebeğine yüreğim Zülâl

Sende dirilmek istiyorum!

. . .

Üfle sende sur’u İsrafil !

Kopsun artık kıyamet

Zülâlin yokluğuna…

.
.
.
Çöl de sendin Zülâl, vaha da

Nehir de sen, yağmur da

Gittin ya

Şimdi, kan ağlayacak gözlerim yokluğunda...

 

Mayıs 2009
Lâşey

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/5/2009 - Bir çocuk sureti yüreğim yokluğuna ağlayan



Mayıs haziranı muştularken soğuktan lal kesilmiş gönlüme, sana değiyor sözlerim.
Seni dokuyor kalem, ve seni arıyor boşlukta kalan eller. Gece inerken gözlerime ağır aksak, sağır kalıyor kulaklarım senden gayrı sözlere.

Ne çok anlatırdın İstanbul’a dair masalları hatırlar mısın? Oysa bilmezdin ki İstanbul’u gözümde bu denli büyüten sözlerindi, zifiriliğini aydınlattığın gecelerde ruhuma işleyen. Martılar üşüşürdü su damlası sesine; bir tek göğümde yankılanırdı sesin. Sen şiir okuduğunda İstanbul ağlardı için için. Her bir damla yüreğimde yeşertirdi çiçekleri. Tarumar olan gönül bahçemi yine güle çeviren bahçıvan olurdun. Uykusuzluğa uyanan gözlerine değdirdiğimde öpüşleri, şefkate kanan çocuk…Şimdi İstanbul kadar ıraksın gözlerime.

 

Mazinin atiyi ensesinden yakaladığı günümde diz üstü düşüyorum sözlerine. Arkanı dönüp gitme, kanıyorum. Yalan değildi gecenin rahlesine kazıdığım hiçbir söz. İhanet etmedim Bezm-i Elest’e…İçimde hala bir çocuk ağlar. Bir çocuk yaralarını saracak teselliyi, sesinde yankılanan sözünde arar. Hadi bana yine ‘’Muhammedî sevdayı’’ muştula. Okşa sol tarafı yetim kalmış çocukluğumun başını.

 

Diyorum işte..hala çocuğuz biz. Acılara umarsız gözlerini cebinden düşürdüğü bilyelere diken.yırtsada gömleğini kiraz ağacına uzandığında dikenler, gözleri hala kirazlarda saklı kalan iki çocuk gibi.oynanması muhtemel son oyundu bizde saklambaç. Çünkü sabırlı değildik birbirimizin bir anlık yokluğuna. Oysa şimdi gözlerimi kapadığım yerde rakamlar linç ediyor beni, yoksun…

 

Yelkovanın akrebi bu kaçıncı vuruşu…bu kaçıncı savruluşu gözlerime zifiriliğin. Biliyorum dedim, bildiklerim yanıldıklarımı geçmedi. Yine seni haklı çıkardı zaman. Hafifliğime aldırmadan elimi uzattığım kuyularda düşüşümle kaldım. Vefalı çıkmadı elini tuttuğum eller. Boşlukta asılı kaldı ziyankâr sözler. Ama merak etme, yine de unutturmadı bana hiçbir söz Bezm-i Elest’i. Sen bu yüzden kızıyorsun belki, bu yüzden mahkum ediyorsun beni yokluğuna. Bu ceza banaysa o zaman neden gözlerini bıraktın ardında?. Gözlerini de al ve git. Ben alıştığım karanlığa, sen ışıksız kalma.


Git!
Şiirsiz gecelerde bir çocuk sureti olur yüreğim, yokluğuna ağlayan...
ve bir tek sesin kalır, İstanbul'un göğünde yankılanan..

Mayıs 2008

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/4/2009 - Vesaire



Aşktı.
Gerisi vesaire…


Bilmezken ağlamayı şimdi inci gibi diziliyor gözlerime ağlamak.
Yürekte sancı, ince sızı..


Alfabem yok! Üç harften ibaretim.
Sessizliğimin budur kaynağı


Lâşey

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Lâşey

Herkesin hayatı okumak zorunda olduğu bir kitap sanki. Ve ben kendi kitabının sayfalarında yalın ayak yürüyen şaşkın yolcu… Sözcükler batıyor ayaklarıma. Ünlemler çıkmaz sokak, Her soru işareti üzerinden atladığım kuyu bana. Noktalar zoraki bitimlerin kalbime attığı çizik. Oysa ne çok söz vardı söylenmedik. Yorgun bir kalemin sayfaya düşen gölgesinde kaldı düşlerim; Çaresizce bırakılan üç noktada… 03.01.2008

Kategoriler

Yol Arkadaşları

Hasan Karadeniz
birdenizkizi
askidahayaller
mavitunaa
gathering
sonsuzruh
yasar ceylan
sukutuhazan
uzletgah
bezmigul
ahres
micazed



More Cool Stuff At POQbum.com

MySpace, eBay ve ya kendi websiten için resimlerinin ve fotoğraflarının slideshowunu hazırlaSlideshow daki tüm resimleri göster